Chapter Text
İnsanlar birbirine rastlamaz, çağrılır.
“Heyecandan dizlerim titriyor resmen…”
“Aman Doruk, ne abarttın..! Bak, bu kadar strese en sonunda önünde düşüp bayılacaksın, rezil olacaksın sonra.”
Seren, önlüğünü son bir kez daha düzeltip omuzlarını dikleştirirken, yanında ağırlığını bir ayağından öbür ayağına huzursuzca veren Doruk’a bir göz attı. Ciddi ciddi bayılmasın bu, diye geçirdi içinden, dengesini kaybetmesin diye koluna yapışmadan bir an önce.
“Ne yapayım, Seren? Bir haftadır Bahar Hoca’nın izinden döndüğü günü bekliyorum ben, bilmiyor musun?”
“Bilmez miyim, asistanlığa başladığımız gün yıllık iznine denk geldi diye yıkılmıştın.” Gülmemeye çalışıyordu ona bakarken. “Tamam, biliyorum, fakülteden beri hayranısın, ben de çok heyecanlıyım bu kadar ünü önünden gelen bir cerrahla birlikte çalışacağımız için, ama biraz çeki düzen ver kendine de ilk günden rezil olma önünde.”
“Ama o kadar harika bir doktor ki…” Seren’i hiç duymamış gibi derin, hülyalı bir iç geçirdi Doruk. “Preeklampsi patofizyolojisi üzerindeki çalışmaları, müdahaleci obstetrikten koruyucu perinatolojiye geçiş konusunda çığır açması… Bütün bunlar yetmezmiş gibi çok da güzel…”
“Susun, susun, geliyor!” Bu sefer ikisini de dürten Yusuf’tu, parmağıyla dışarıyı işaret ediyordu. “Şu motordan inen o değil mi?”
“Bir de motor mu sürüyor? Bu kadın gerçek mi…”
“Doruk, kes sesini artık bir ya. Gelin, kapıda karşılayalım.”
Üç asistan, itişerek hastanenin kapısına doğru koştururken; spor, beyaz desenli, siyah mini tulumlu bir kadın girişin önüne park ettiği motorundan inmiş, kaskını çözmekle meşguldü. Yusuf, lobiden çıktıları an kendine hakim olamayarak çaktırmadan bir ıslık koyuvermişti.
“Norton Commando hem de… Bunlardan artık piyasada bulamıyorsun bile.” Diye mırıldanıyordu kapıda yan yana dururlarken.
“Yanında sanayiden beş dakika önce gelmiş gibi konuşma sen yine de…”
“Tamam be, ne dedim şimdi… Çok zevkli biriymiş, iltifat etmek istemiştim.”
“Bu tarafa geliyor, lütfen iki dakika normal davranmayı başarın.”
“Ben normalde anormal mi davranıyorum Seren?”
“Rahat durun ikiniz de–günaydın, hocam.” Sözünü anında kesmiş, kendine has profesyonelliğiyle hemen toparlanıp Bahar’a gülümsemeye başlamıştı Seren. Diğerlerinin toparlanması birkaç saniye daha almıştı, ama Bahar o tarafa gelene kadar sakinleşmeyi başarmışlardı.
“Günaydın.” dedi Bahar, bir yandan güneş gözlüklerini çıkarmış, tek kaşını muzip bir ifadeyle kaldırmış hâlde onları süzüyordu. Balıksırtı ördüğü saçları, boynunun biraz aşağısına düşüyordu; kahverengi göz kalemi, mavi-yeşil gözlerini kusursuz şekilde belirginleştiriyordu. “Bu ne güzel karşılama böyle, sabah sabah.”
“Hocam, yıllık izinden döndüğünüz için yeni asistanlar olarak sizi kapıda karşılamak istedik.” diye atladı Yusuf, Bahar bakışlarını ona çevirince kekelememek için kendisini zor tutmuştu.
“Her yıllık izinden döndüğümde kapılarda karşılansam keşke.” dedi Bahar, hafif tonlu bir ruj sürdüğü dudakları yana doğru kıvrıldı sonra. “Demek yeni asistanlar sizsiniz. Hevesli, canlı çocuklarsınız, belli. Bakalım buranın temposuna girdikten sonra da bu kadar canlı kalabilecek misiniz?” Üçünün de yüzündeki gülümseme donarken Bahar’ın dudaklarını kaplayan tebessüm bütün yüzüne yayılmıştı şimdi. “Korkmayın, merak etmeyin, yemem sizi. Yani, bana gerçekten ayak uydurabilirseniz yemem demem daha… dürüstçe olur.”
Yüzlerindeki korku dolu ifadeyi zevkle seyretti biraz, sonra topuklarının üstünde döndü, asansöre doğru yürümeye başlamıştı. Birkaç adım attıktan sonra diğerlerinin yerinde kalakalmış şekilde beklediklerini fark edince durdu, başını yana çevirdi, tek kaşı yine havalanmıştı.
“Asistanlık 101, ben yürüyünce beni takip etmeniz gerekiyor.” dedi, hafiften nükteliydi sesi. Üçü de toparlanıp hızlıca yanına koştururken başını sallayarak önüne döndü, topuklarının sesi, bütün zarifliğiyle koridorda yankılanıyordu. “Sizinle işim biraz zor gibi gözüküyor ama, bakalım. Bana bugünkü takvimimi anlatabilecek olanınız var mı acaba?”
“Hemen, hocam.” İlk toparlanan Seren olmuştu, hızlıca açmıştı elindeki tableti. “Saat sekiz buçukta yüksek riskli gebelerle servis vizitiniz var, ardından iki fetal anomali ve bir plasenta akreta olgusunun yer aldığı detaylı ultrasonlarınız gözüküyor. Kadın doğum servisinden Rengin Hoca acil konsültasyona çağırmış, öğleden sonra da plasenta akreta ön tanılı hasta için planlanan profilaktik balon oklüzyon eşliğinde sezaryen-histerektomi ameliyatınız, ardından bir intrauterin fetal girişiminiz gözüküyor. İsterseniz ben asiste edebilirim.”
“Ben de asiste edebilirim hocam…”
“Üzgünüm, çocuklar, daha bistüriyi doğru düzgün kullanıp kullanamadığınızı görmeden bu kadar komplike operasyonları ilk günden asiste ettiremem. Gözlemci olarak katılmak isterseniz başım üstüne. Ama merak etmeyin, genel cerrahide mutlaka bir iki apendektomi vardır. Eli çatal kaşık tutan herkese de yaptırırlar onu.” O muzip, şakacı havası hakimdi kelimelerine. “Gerçi, ilk günden Timur Hoca’yla ameliyata girmek zorunda kalırsanız meslekten soğuyabilirsiniz. Çok önermem.”
“Espri… mi yapıyorsunuz, hocam?” diye sordu Doruk, temkinliydi sesi.
“Keşke espri yapıyor olsaydım.” Asansöre girmişti çoktan, yine kalakalmış asistanlarına bir bakış attı, ardından gözlerini devirdi. “Tekrar ediyorum, beni sürekli olarak takip etmeniz gerekiyor. Böyle donup donup kalacaksanız işimiz uzun.”
Acele adımlarla asansöre doluşmalarını bekledi, sonra odasının olduğu katın düğmesine bastı. “Öğreneceksiniz, umarım. Programda başka bir şey var mı?”
Seren, bir kez daha indirdi gözlerini notlarına.
“Saat 11’de Reha Hoca’nın kurul toplantısı var.”
“Kurul toplantısı mı? Nedeni ne peki?”
“Yeni genel cerrahi başkanı, bugün görevine başlayacakmış, bütün branş başkanlarının toplantıda olması gerektiği söylenmiş.”
“Yeni genel cerrahi başkanı mı?” Meraklı bir bakış fırlattı Seren’in notlarına. “Ali Hoca’nın yerine alınacak sanıyordum, gelir gelmez bölüm başkanı olarak başlayacak ne vasfı varmış acaba? Neyse, en azından artık branş toplantılarında Timur’la uğraşmak zorunda kalmayacağım. Bak, bu güzel haber işte.” Keyifliydi sesi. “Adın ne senin… hah, Seren.” Yaka kartına indirmişti bakışlarını. “Bugün benim asistanım olmanı istiyorum. Sevdim seni. Ameliyatlara da gözlemci olarak katılacaksın.”
“Büyük bir zevkle, Bahar hocam.”
Bahar, tatmin olmuş bir bakış daha fırlattı, o tatlı, yaramaz gülümsemesi yayılmıştı dudaklarına.
“Güzel. Çocuklar, siz asistan odasına gidin, hocalardan biri peşine takar birazdan zaten. Tanıştığıma tekrar memnun oldum. Şimdilik.” Gülümsemesi hiç sönmeden asansörün çıkışına döndü, hızlı adımlarla yürüdü dışarı. “Hadi, Seren, günümüz daha uzun!”
Seren’in yıkılmış Doruk’a dönüp hava atarcasına çıkardığı dili görmemişti.
***
Müşahede odası o gün oldukça kalabalıktı, acil doktorları, hemşireler sağa sola koşturuyordu. Rengin, en sağda, camın olduğu taraftaki hastanın sedyesinin önünde durmuş, Bahar’ın karşısında hastanın değerlerini incelemeyi bitirmesini bekliyordu. Güneş, hafifçe içeri süzüldükçe Bahar’ın üzerine düşüyor, o turuncuya çalan sarı saçlarını alev almışçasına aydınlatıyordu.
Bahar bir yandan sayfaları çevirirken bir yandan konuşuyordu.
“Desidua hattı kaybolmamış, myometriumla plasenta sınırı silinmiş sadece. Akreta değil.” dedi ona, gözlerini kaldırıp Rengin’e bir bakış attı dosyanın üzerinden. “Ama sen basit bir akreta şüphesi için beni konsültasyona çağırmazsın.”
Suçlu, ona hak veren ufak bir omuz silkmesiyle baktı ona Rengin, dudakları yukarı kıvrılmıştı.
“Görememiş olamaz mıyım?”
“Sen mi? Güldürtme beni.” Dosyayı kapattı, Rengin’e verirken onun da dudaklarında bir gülümseme oynaşıyordu. “Söyleyin bakalım, Rengin Hocam, beni buraya çağıracak kadar önemli olan şey ne bakalım?”
Derin bir nefes aldı Rengin, sonra Bahar’ın yanına geçti, dosyayı tekrar açmıştı. “Plasental lakünler düzensiz ve derin, dopplerde turbulanslı akım mevcut. Ayrıca alt segmentte lokalize bir incelme görüyorum. Klasik aktrta değil , farkındayım ama sıradan bir previa gibi yönetmek istemiyorum.”
Düşünceli bir ifadeye bürünmüştü Bahar’ın gözleri.
“Hemen operasyona almayı mı teklif ediyorsun?”
“Hayır, yarına kadar bekleyebiliriz. Ama previa operasyonu için değil.”
Bahar, hafifçe kaldırdı kaşlarını.
“Yani?”
Rengin, görüntülemedeki bir noktaya parmağıyla işaret edince dikkatini oraya yöneltti.
“Alt segmentteki incelme bana yalnızca invazyonu değil, komşu organ traksiyonunu düşündürüyor. Mesane konturu net değil. Klasik akreta spektrumuna uymuyor, biliyorum ama baksana. Plasenta sanki myometriumu aşmaya niyetlenmiş gibi. Bu açıdan çok da bir fark yok aslında.”
Bahar başını yana eğdi, bu kez daha keskindi bakışı.
“Perkreta demiyorsun yani.”
“Demiyorum.” Rengin duraksadı. “Ama çekim sırasında mesanenin dolu olmasına rağmen, alt segment-mesane sınırı çok dengesiz. Baksana.”
Bahar, dosyayı incelerken bir yandan dudaklarını birbirine bastırıyordu.
“Yani sezaryen sırasında beklediğimizden daha yapışık bir alanla karşılaşabiliriz. Ya da beklemediğimiz bir seröz açılım ile.” Başını kaldırıp Rengin’e bir bakış atmıştı. “Genel cerrahı neden istiyorsun peki?”
Rengin’in yüzünde kararlı bir ışıltı belirdi onun sorusunu duyunca. “Çünkü bu vakayı yalnızca kadın doğum refleksiyle yönetmek istemiyorum. Eğer plasenta gerçekten myometriumu geçmiş ve komşu dokulara temas ediyorsa, kontrolsüz bir kanama senaryosunu histerektomiyle bile durduramayabiliriz. Ama asıl mesele şu, ben bu vakada daha profilaktik bir yaklaşım kullanmamızı istiyorum. Genel cerrahla birlikte en bloc diseksiyon planını uygulamayı teklif ediyorum, yani. Sadece uterusu kurtarmaya değil, komplikasyon oranını en düşük seviyeye indirmeye odaklanalım diyorum.”
Bahar hafifçe gülümsedi ona.
“Bu yaklaşım, bizim branşta pek sevilmez, biliyorsun değil mi?”
“Biliyorum.” Rengin, umursamaz bir sesle konuşuyordu karşısında. “Ama her vakaya alışıldık yöntemlerle girişeceksek, nasıl alışılmadık uzmanlar olabiliriz? Ne diyorsun?”
Bahar, onu gözleri parlayarak dinledi, sonra dosyayı kolunun altına sıkıştırdı.
“Seni destekliyorum, diyorum.” dedi ona. “Yarın, sezaryene girmeden önce genel cerrahiyle konuşalım. Mesaneyi önceden mobilize etmesi gerektiğini anlaması lazım. Kan ürünleri zaten hazır, bu durumda üreter stentlerini de masada isteyeceğim zaten.”
Rengin’in yüzü, Bahar konuştukça gevşiyordu.
“Yani…”
“Yani,” diye sözünü kesti Bahar, “Bu vaka akreta değilse bile, akreta operasyonu yapar gibi yaklaşmış olacağız. Çok güzel fikir. Bak, basit bir akreta şüphesi için beni konsültasyona çağırmayacağını söylerken haklıymışım. Her zamanki gibi.”
Başını sallarken, şefkatli bir ifadeyle gözlerini devirdi Rengin.
“Çoğu zamanki gibi, diyelim ona biz. Ama senin de kafana yattığına sevindim. Genel cerrahiyle ben konuşurum, hangi cerrahın ameliyat programı uygunsa operasyona bizimle birlikte girer yarın.”
“Aman, Timur olmasın da kim olursa olsun.” Dedi Bahar, dosyayı Rengin’in eline yeniden tutuşturmuştu. “Zaten yeni genel cerrah, bölüm başkanı olarak yerine gelecekmiş. Bir de onun kaprisi olur üzerinde şimdi, cinnet geçirtir bana ameliyathanenin ortasında.”
“Al benden de o kadar.” Timur’un adını duyunca yüzü bir anda ekşimişti Rengin’in. “Kaç gündür Reha Hoca’nın başının etini yedi zaten.”
“İyi, beter olsun. Sen kimin geleceğini biliyor musun bu arada? Böyle, gelir gelmez bölüm başkanlığına getirilen doktor vakasıyla da ilk kez karşılaşıyorum.”
“Yok valla, ben de anlamadım, Çağla’ya da sordum, onun da bir şey bildiği yokmuş. Reha Hoca sır gibi saklı tutuyor adamı.”
“Zaten bu genel cerrahların egosu şurama kadar getiriyor her gün, bir de bölüm başkanı olarak gelen genel cerrahın havasından hiç geçilmez şimdi. Neyse, gelince veririz boyunun ölçüsünü.”
“Neden öyle diyorsun, belki uyumlu biridir. Olamaz mı? İyi anlaşırsınız.”
“Ben uyumsuz tiplerle daha iyi anlaşırım, aslında. En iyi sen bilirsin.” Sesindeki hafif flörtöz, yaramaz nükte Rengin’den ufak bir gülüş koparmaya yetmişti bile. “Akşam boş musun?”
“İhtimal dahilinde.”
“Anladım. Akşam olunca bir daha sorarım o zaman, bakalım bir ihtimal açılacak mı.” Gülümsemesini düşürmeden göz kırptı ona, ellerini önlüğünün cebine atmıştı. “Toplantıdan sonra görüşürüz.”
Konsültasyon odasından toplantı odasına çıkarken buldu kendisini, bir yandan telefonunu kontrol ediyordu. Annesinden gelen mesajı görünce biraz yüzü düşmüştü, ama hemen cevap vermeyi ihmal etmedi.
“Bu adamdan da bir türlü kurtulamadık…” diye mırldandı kendi kendine, siniri bozulmuştu. Kapı açılınca hızlıca koridoru adımladı, karşı tarafta toplantı odasının önünde bekleyen Reha Hoca’yı görünce yüzü aydınlanmıştı.
“Bahar, yine beş dakika geç kaldın.” dedi Reha Hoca, sesinde sitemkar bir hava vardı. Bütün masumiyetiyle, o boncuk gözlerini kırpıştırarak baktı ona Bahar.
“Kusura bakmayın, hocam, konsültasyon biraz uzadı. Yoksa hiç kaçırır mıyım çok mühim yeni genel cerrahi başkanımızın karşılama törenini?”
“Geç dalganı, geç. Neyse ki o da geç kaldı, gerçi hastaneye giriş yapmış.”
Kollarını kavuşturdu Bahar, meraklıydı sesi.
“Kim bu cerrah, Reha Hocam? Daha önce hiçbir profesörü bölüm başkanı olarak getirmemiştiniz.“
“Bu seferki farklı. Ne kadar değerli bir hoca olduğunu sen de göreceksin. Aslında başka bir pozisyon önermiştim, ama hastaneye gelmek için koştuğu şart bölüm başkanı olarak gelmekti. Ben de kıramadım.”
“Kıramadınız?” Her saniye daha fazla havaya kalkıyordu kaşları şaşkınlıkla Bahar’ın. “Çok merak ettim, tam olarak kim bu cerrah?”
“Adını duymuşsundur belki, daha yeni döndü Yale Üniversitesi’nden. Evren Yalkın.”
Gülümsemesi, suratında adeta donup kaldı Bahar’ın.
“Evren Yalkın mı?” Nefesi kesilmişti sanki. “Ekrem Yalkın’ın oğlu Evren Yalkın mı?”
Bu sefer şaşıran Reha’ydı, kaşları çatışmıştı.
“Ekrem Yalkın mı? Dur bakayım… Galiba belgelerinde babasının adı yazıyordu, ama bildiğim kadarıyla ailesi doktor değil. Tanıdık gelmedi kulağıma. Neden sordun… Hah, Evren Hoca da geldi.”
Ağır çekimdeymişçesine sağa çevirdi başını Bahar, deri ceketinin içine giydiği yeşil triko kazağı, boynundan sarkan zincir kolyesi, yakasından sarkan güneş gözlükleri ve ustaca düzeltilmiş kirpi saçlarıyla o tarafa yürüyen figürü görünce yüzünün aldığı ifadeyi tahmin bile etmek istemiyordu.
“Çok bekletmedim, değil mi?” Dedi adam, yüzünde ışıl ışıl, neredeyse çalışılmış bir gülümsemeyle Reha Hoca’ya elini uzatmıştı. Reha, gülerek sıktı elini.
“Estağfurullah , Evren Hocam, ne demek. Biz de yeni giriyorduk zaten. Hastanemize hoş geldiniz. İçeride herkesi tanıştıracağım zaten, ama madem şimdi karşılaştınız, şimdi takdim edeyim. Profesör Doktor Bahar Özden, kadın doğum bölüm başkanımız.”
O zaman arkasını döndü; ela gözleri, Bahar’ın yaşadığı şokun etkisiyle buz kesmiş mavi gözlerini buldu bir an. Aynı yapay gülümsemeyle öne atıldı, elini uzatmıştı.
“Çok memnun oldum, Bahar Hocam. Ben Evren. Evren Yalkın.” dedi, sanki her kelimesi Bahar’ın ciğerlerindeki nefesi daha uzağa savurmuyormuş gibi…
.
